DİNİ PAYLAŞIM - DİNİ HİKAYE:KIZIMI KİME VEREYİM?
   
dini-paylasim.tr.gg
  ANA SAYFA
  İLETİŞİM
  TOP LİSTE
  KUR'AN-İ KERİM DİNLE
  KUR'AN-I KERİM MEALİ DİNLE
  İSLAMİ RESİMLER
  ABDEST
  GUSÜL ABDESTİ
  TEYEMMÜM ABDESTİ
  KAMET
  RUKU
  SECDE
  NAMAZDAKİ DUALAR
  SABAH NAMAZI
  ÖĞLE NAMAZI
  İKİNDİ NAMAZI
  AKŞAM NAMAZI
  YATSI NAMAZI
  NAMAZ VAKİTLERİ
  DİNİ ANKETLER
  DİNİ TERİMLER
  NAMAZIN ŞARTLARI
  HER MÜSLÜMAN'IN BİLMESİ GEREKEN 52 FARZ
  PEYGAMBER'İMİZ
  HZ.NUH
  HZ.DAVUD
  HZ.İDRİS
  CİNLER VE PERİLER HAKKINDA...(15+)
  BÜYÜ HAKKINDA...(15+)
  AHLAK
  SORULARLA İSLAMİYET
  RAMAZAN AYI
  ORUÇ
  KIYAMET
  KIYAMET ALAMETLERİ
  HADİS-İ ŞERİF 'LER
  EHL-İ BEYT
  DİNİ HİKAYE:ALLAH'IN BERATI
  DİNİ HİKAYE:KADINA YANLIŞ FİKİR VEREN KOMŞU
  DİNİ HİKAYE:KIYMETİNİ BİLEMEDİM
  DİNİ HİKAYE:KISMETİNİ BEKLEMEK
  DİNİ HİKAYE:KIZIMI KİME VEREYİM?
  DİNİ HİKAYE:KARINCA YUVASINI DAĞITMAYIN
  DİNİ HİKAYE:DUA AYNI DUA,AMA OKUYAN AĞIZ...
  DİNİ HİKAYE:GARİP KARŞILANAN BİR ADAK
  DİNİ HİKAYE:KANLI ELBİSELER
  ESMAÜL HÜSNA
  HZ.MUHAMMED ÇİZGİ FİLMİ
  HZ.YUNUS ÇİZGİ FİLMİ
  HZ.YUSUF ÇİZGİ FİLMİ
  ZEKAT
  MEHDİ KİMDİR?
  MEHDİ NE ZAMAN GELECEK?
  CEVŞEN NEDİR?
  HZ.ÖMER'İN MÜSLÜMAN OLUŞU
  HZ.PEYGAMBER'İN ELÇİLERİ
  CAHİLLİYE DÖNEMİ
  HANEFİLİK
  ŞAFİİLİK
  MALİKİLİK
  HANBELİLİK
  HAÇLI SEFERLERİ
  HAŞİMİLER
  HİCRET'İN İSLAM'DAKİ YERİ VE ÖNEMİ
  VAHİY GELİŞİ
  MİRAÇ
  VEDA HUTBESİ
  PEYGAMBER'İMİZİN MEKTUBU
  EVTAS OLAYI
  Cİ'RANE OLAYI
  GARANİK OLAYI
  RECİ OLAYI
  MEUNE KUYUSU OLAYI
  HARRA OLAYI
  MESCİD-İ AKSA'NIN ALTINDAKİ TÜNELİN ANLAMI
Kızımı Kime Vereyim?


Merv şehri kâdısının bir kızı vardı. Ülkedeki, ileri gelen zengin, makam ve mevkı sâhibi kimseler bu kızı isteyince hiç birine vermedi. Bu zâtın Mübârek adlı, bağına-bahçesine bakan bir kölesi vardı. Aradan iki ay geçmiş meyveler olgunlaşmış bolluk bereket gelmişti. Efendisi, Mübârek'ten üzüm isteyince, toplayıp geldi. Getirdiği üzüm çok güzel olmasına rağmen henüz olmamıştı, başka üzüm istedi. O da ekşi çıktı.

Efendisi;

"Bahçede o kadar üzüm var, niçin böyle üzüm getiriyorsun?" demekten kendini alamadı.

Mübârek;

"Efendim! Ekşisini tatlısını bilmiyorum!" diye cevap verdi.

Bağ sâhibi;

"Sübhanallah iki aydır bağdasın, daha hangisinin ekşi, hangisinin tatlı olduğunu bilmiyorsun." diye çıkıştı.

Mübârek onları yemekle değil korumakla vazîfeli olduğunu biliyordu.

Efendisi;

"Niçin onlardan yemedin?" deyince;

"Siz benden bağınızdaki meyvelerin muhâfazasını istediniz. Yeyiniz demeyince alıp yemem uygun olur mu, emrinize karşı gelebilir miyim?" cevâbını verdi.

Efendisi böyle bir hâdiseyle ilk defâ karşılaşmıştı. Mübârek'in bu hâline hayran kaldı. Güvenebileceği birini bulmuştu. Gerçekten onu ve hâlini çok sevmişti. Kölesine dönerek; "Sana bir şey soracağım." diye söze başladı. Sonra; "Benim bir kızım var, malı makamı yüksek pekçok kimse onu ister. Hangisine vereceğimi ne yapacağımı bilemiyorum. Bu hususda bir fikrin olur mu? Sen ne dersin?" diye sordu. Mübârek, bu söze karşı şöyle dedi:

"Efendim!.. İnsanlar, dâmâd için; câhiliyye devrinde soya sopa; yahûdîler ve hıristiyanlar güzelliğe, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem zamânında dindârlığa, Allahü teâlâdan korkup, haramlardan sakınmaya bakarlardı. Zamânımızda ise, mala ve makama bakılıyor. Artık bunlardan dilediğini seç."

Bunun üzerine efendisi:

"Ben dindarlığı ve takvâyı seçiyorum ve kızımı seninle evlendirmek istiyorum. Çünkü sende haramlardan kaçma, dînine bağlılık, iyi hal, emânet ve güvenilirlik gördüm ve bunları sende buldum." dedi.

O ise kendisinin köle olduğunu, parayla satıldığını, böyle olunca evlenmelerinin garib karşılanacağını, hem kızın buna râzı olmayacağını bir bir anlattı. Akıl da öyle diyordu. Ancak kâdı kararlı idi. "Kalk eve gidelim." dedi.

Eve varınca hanımına;

"Bu sâlih, dindâr, takvâ sâhibi bir köledir. Kızımızı onunla evlendirmek istiyorum, senin fikrin ne?" deyince, hanımı;

"Sen bilirsin, fakat bir de kıza soralım." cevabını verdi.

Anne durumu kıza açıp babasının niyetini söyleyince, kızı da bu hususta her şeyi anne ve babasına bıraktığını bildirdi. Kadın kızın râzı olduğunu babasına anlatınca nikahları kıyıldı. Fakat Mübârek, kızın yanına gitmiyordu. Bu hâl kırk gün sürdü. Bir vesîle ile anne durumdan haberdâr olunca dayanamadı;

"Kızımızı kölene verdin, aradan bunca zaman geçtiği halde dönüp yüzüne bile bakmadı, bu yaptığı nedir? Bu nasıl iş?" diye şikâyet ve sitemde bulundu. Bunun üzerine kâdı;

"Ey Mübârek! Kızıma nâz mı ediyorsun? Niçin yanına gitmiyorsun?" demekten kendini alamadı. Buna karşılık dâmâd:

"Ey müslümanların kâdısı! Ey efendim! Bu nasıl söz? Sizin kerîmenize nâz etmek ne haddime. Lâkin kâdısınız. Ola ki kızınız şüpheli bir şey yemiştir. Şüpheden uzak olmak için bu zamâna kadar bekledim ve ona helâl yemek yedirdim. Belki Allahü teâlâ bize sâlih bir evlâd verir. Bundan başka bir düşüncem yoktur." dedi.

Kırk gün geçtikten sonra ehline yaklaştı. Haram ve helâle bu derece dikkat ettiği için Allahü teâlâ ona Abdullah isminde bir çocuk verdi.
   
Bugün 3 ziyaretçi (57 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=